iş bu sözleşme ile potansiyelinizin kısıtlı olmasına bakmaksızın yazma,çizme hususundaki ısrarlarınızı görüp, bunu nüktedanlığın sınırlarına vurarak hem acıma hem saygıyla karşılayıp-yedim ama beğenmedim- akabinde gösterrmiş olduğunuz çabalardan ötürü ve/veya ornitorenklerin evcilleştirilmesi hususundaki çabalarınıza istinaden, yetkin bir mühendis olma yolundaki çablarınızı hoşgörüyor ama yazmanın çizmenin size bir arpa boyu kadar yarar sağlamayacağı TC 1545 sayılı kanun hükmünde kararnamesiyle belirlenmiş olup, gereğinin yine şahsın kendi tarafından yapılması uygun görülmüştür.
İmza Devletlü Padişahım Çok Yaşa Kayı Boyu
Paraf Bat dünya bat. Şarkısı kaldı yarıda, aklı kaldı karıda. Sebep olanın ocağı batsın.
Hafızam balıklarla at başı. Bazen inme iner gibi birden ampul yanıyor, lakin kerhane lambası gibi kendine hayrı yok, fahişelere nasıl olsun…. Ellerim titriyor. 657'ye tabi yeminli şahısların bana bıraktıkları ve benim alışabildiğim en spekteküler zaaf...Saçlarım dökülüyor, çalışma masam, abimin mezarı misali yapraklardan görünmez olmuş. Sucu çocuğu çağırsam uzun sürer mi? Valporik asitle olan aşkım bitmeli, düzeyliydi belki 1000 civarı, "uzunsun " demişti anca paklar . Hâlbuki 500ünü kaldıramadı ki ufaklık… Büyümemeyi hep istemiştim, kırmızı bir kafayla ortalıkta koşturmak, babamın sigarasını ağzından alıp sobaya atmak akabinde futbolcu kartı sevdasına yanağından ısırıp "baba,ellibinlira versene..." diye cümleleri ağzımda yayabilmek. Olmadı! Aaa anne bak miki işemiş akşam. Kaç kere dedim yatarken çişini yap diye.Yapardım çişimi, lakin anlamadınız ki be anne, farklı olmaktı arzum… Farklılaştım, dökülüyorum… 3720000 mg...limit gider sonsuza!
on the dry and dusty road the nights we spend apart alone i need to get back home to cool cool rain i can't sleep and i lay and i think the night is hot and black as ink oh god, i need a drink of cool cool rain
.
.
.
only love can bring the rain that falls like tears from on high
26 yaşım haziran itibariyle tasdiklendi. 30ların griliğine 3 kala kendimi oradan oraya savurmuyorum. Seviyorum griyi, o kadar bulanık ki her an herşey olmaya müsait. Çok kez dillendirmişimdir, canına yandığımın dünyasında beni ziyadesiyle tatmin eden 1 tane olay hatırlamıyorum. Aksine tam tersi son derece mutsuz edenini de bilmem hiç. Siyah ve beyaz hiç varolmadı hayatımda, hep gri, pus, iskandinav huzursuzluğu. Selim, Selim diye çoğu zaman trenlere bakıp iç geçiriyorum, Turgutla korelasyon çalışmaları da var tabi. Ki durum çok vahim. Kendinize trenlerle çok haşır neşir olur halde dışardan baksanız, 13 yaş öküz tandanslı esprileri patlatıverirsiniz belkide. Bulut geçti gözyaşları kaldı çimende, kimse bilmez...
Dün kimseye dillendiremediğim zaafiyetim tekrar alevlendi. Sebebini bildiğiniz ama bir türlü çözüm üretemediğiniz kör noktalar vardır ya. Benimkisi de o hesap. Kıçı tavanlarda gezen benim gibi bi' insanın özgüvenini yerle yeksan edecek cinsten. "Rasyonel düşün! Stabil ol, sağlam kararlar ver! " Kendime salık verdiğim tavsiyeler bunlar. Yerine getirebiliyor muyum? Elbette hayır!
Çevremdeki insanlara olan yararımın, zararımdan az olduğuna karar verdim. Bunu minimize etmek için elimden geleni yapmama rağmen, 17 yaşındaki emo slalomları çok irite ediyor. Tarz olmasa bile ruhum öyle sanırım. 30'a 3 kaldı, sen hala!..
Kendimi kandırmak için o kadar zorluyorum ki anlatamam. Ama olmuyor! Ne kadar nefret etsemde özledim seni... Harddiskim çöktü, artık avunabileceğim fotoğrafların da yok! Sesini bile hatırlayamıyorum. Aklımda kalan sadece ilk buluşmada kanepenin altındaki böceklerin ne kadar ilginç olabileceği, yeni pumalarını ne kadar sevdiğin, bir fener-ki umarım bana dair çok kötü şeyler hatırlatmıyordur ya da eskiciye falan vermemişsindir, 10ytl, Karşıyaka-Bornova minibüsü ve... Sanırım hatırlıyorum! Ömrümün en mutlu anını hatırlıyorum! Hepi topu 3-4 güne sıkıştırılmış bir zaman dilimiydi ama hatırlıyorum.
Annem der ya hep "sen biraz ihmalkarsın oğlum" diye. Öyleyim, kıçımı kaldırıp atlıcaktım Turgut'un yanına. 6 saat boyunca seni ve Selim'i konuşacaktık. Sonra onun canı sıkılacaktı. Eskişehirde inip başka bir trene atlıcaktı. Belki İstanbul'a dönerken yolda karşılaşırım. İyi çocuktur bizim Turgut, kalıbının adamıdır. Yazık etti kendine, evlenmicekti ya neyse.
İzmir/Fabrikanın klimalı odasında burnumu çekerken parmaklarım daktilodan bozma klavyenin üzerinde zorla tören geçitine katılmış lise öğrencisi gibi geziniyor. Sen 1.78, bense parmak uçlarımda 1.90dım biliyorum, ara sıra kaçamak yapıp sigara içtiğini de biliyorum-"Ben bugün kötü bi'şey yaptım. 2 tane sigara içtim" deyişini o kadar özledim ki. Ne kadar yalan söylesem de hala bana gönderdiğin şarkıları dinliyorum. Beğenmedim vıy vıy mıy mıy deyip dinliyorum. Herşeye rağmen iyi ki ve neden yoksun?