Fil Yorgunluğu

iş bu sözleşme ile potansiyelinizin kısıtlı olmasına bakmaksızın yazma,çizme hususundaki ısrarlarınızı görüp, bunu nüktedanlığın sınırlarına vurarak hem acıma hem saygıyla karşılayıp-yedim ama beğenmedim- akabinde gösterrmiş olduğunuz çabalardan ötürü ve/veya ornitorenklerin evcilleştirilmesi hususundaki çabalarınıza istinaden, yetkin bir mühendis olma yolundaki çablarınızı hoşgörüyor ama yazmanın çizmenin size bir arpa boyu kadar yarar sağlamayacağı TC 1545 sayılı kanun hükmünde kararnamesiyle belirlenmiş olup, gereğinin yine şahsın kendi tarafından yapılması uygun görülmüştür.

İmza
Devletlü Padişahım Çok Yaşa Kayı Boyu

Paraf
Bat dünya bat. Şarkısı kaldı yarıda, aklı kaldı karıda. Sebep olanın ocağı batsın.

Prelüd: Ortanca

6 Ekim 2019 Pazar

06 Ekim 2019, Pazar. Bu tarihi bir yere kazımalı Ayşe Hanım. Hatırladığım kadarıyla en son bir şeyler yazmayalı 4 yıl oldu. Bu geri dönüşleri mütemadiyen yaşıyoruz sanırım. Ne yazdığımı hatırlıyorum ama. Kişiye özel cümleler, beklenti dolu çok da süslü olmayan, makyajsız kurgular, birbiri içinde hayat bulan matruşkalara benzeyen masallar. Çok okuyanı da olmadı.O sürecin sonu da pek hayırlı bitmedi biliyorsunuz. Ben sizi unuttum, siz kendinizi.

İki yıldır bekliyor bu defter. Kıyamıyordum bir türlü. Bilirsiniz ki çok da kayda değer kelamlar çıkmıyor benden ; siz Ali diye bilirsiniz, bazı arkadaşlar Mazhar der. Hatta zamanında bir kadın Bal Adam demişti. Hiç bu kadar yersiz, mesnetsiz bir sıfata nail olmamıştım.

Defterin kapağında Deniz Bilgin rework'ü var. Bir adı bile var, defterin yani; Öteki Rüzgar. Yetersiz, niteliksiz cümleler için fazla güzel bir isim değil mi sence de? Evet, Ursula'ya ait. N'apayım yapamıyorum onsuz. Kendimi Ursula'nın Rize Ormanlarında kaybolmuş oğlu gibi hissediyorum. Anacığıma haksızlık olmasın, onu çok seviyorum. Sadece ki sadece doğru kelime değil biliyorum-onun kurgusunda olmak daha doğruymuş gibi geliyor. Evet beşer işi ama kadın işi. Daha az beşeri değil mi sence de?

Dağıldı konu yine, üzgünüm Ayşe, toparlıyorum. Bu defterin gizli bir ruhu var da ben onu kirletiyorum gibi geliyor. Bilirsin yazdıklarımı hiçbir zaman sevmedim, çalışmadım da açıkçası. Hiçbir zaman yeterli olamadım. Dolayısıyla nicelik açısından da hep yetersiz kaldılar. Peki ama doğmamış çocuklarımız ne olacak?..

Yaşlanmanın izdüşümü yalnızlıkmış Ayşecim. Yeni yeni idrak edebiliyorum. Sevdiklerimi görmek için yanıma değil arkama bakıyorum artık. Sende de aynı mı? Ortancaların yanında mı? Peki ya Nergisler? Ben Mor Salkımları İzmir'de bıraktım. Ne zaman bir çam ağacı görsem, gözüm hep Mor Salkımları arıyor mevsimine bakmadan. Arkada bırakma onları Ayşe. Sen Ortancasız yapamazsın.

Şehirdeki herhangi bir mühendis



Read more...

Bir varmış bir yokmuş

23 Kasım 2015 Pazartesi

Kaz Dağlarına altı ayın hayal kırıklığını atmak için çıkmıştım. Dağ havası iyi gelirdi, öyle oldu da. 15km dağ, patika yürüdükten sonra eve döndük. Zeynep açtı kapıyı. Gözler fıldır fıldır, onun bildiği ama benim bilmediğim şeyin gururuyla Siz yokken ödevlerimi yapmadım amca dedi-zıplıyordu bu arada. Tam kaşlarım çatıldı,yalandan kızacaktım ki Şaka Şaka, Yaptım. Sütümü de içtim diyiverdi


Dağlara dönsek ya Ayşe.
Mantık şehir diyor Ali Bey. Ben onun yalancısıyım. 
Peki mantık hep böyle boktan kararlar mı verir Ayşe?
Terbiyenizi bozmayınız Ali Bey. Doğru mu yanlış mı bilmem? Feride'ye sorun belki o söyler.
Söylemez...




Read more...

Therru's Song

17 Ağustos 2014 Pazar





On the wilderness trail where not a soul exists
You who are walking along side me
Are certainly sad, right?
We are people who go together
Through the prairie where insects drone
But we ceased to talk
What will I compare my heart to?
This heart of going by myself
What will I compare my heart to?
The loneliness of being all by myself

Read more...

24 Mart 2014 Pazartesi

Bugün bir adam,
Biraz büyük, biraz mühendis.
Dondu mavi şeritli göl,
Nisan buzu parıldıyor uzakta.

Bugün ordaki adam,
Becerikli babam kadar.
Konuşması, durması,
Ama bilmiyor henüz,
Tek isteğiydi kızcağızın.

Bugün burda o adam,
Çok yaşlı, yorgun ve uzun.
Akıyor mavi şeritli göl,
Nisan buzu eriyor uzakta.

Bugün o adam,
Yer sahibi buralarda.
Konuşması, bilmesi,
Ama bilmiyor henüz,
Tek isteğiydi kızcağızın.
AA

Read more...

11 Mart 2014 Salı

çocuk çağırıyor çocuk,
yaşına başına bakmadan,utanmadan ders veriyor bize,
katillerine de verecek az kaldı.
Berkine selam çakıp, çağıracağız bulutları,
yıkayacak toprağı pür-ü pak olacak,
yağmurlar sellere karışıp, katillerini boğacak.

Çok sevdik Berkin çok,ah bi' bilseydin.

Read more...

10 Mart 2014 Pazartesi

Kaşların ne kara be aslanım!
Çatık değil ama yalan yok.
Ne güzel de gülüyor namussuz.
Kaldırıp kafayı ne zaman baksam,
İflahım, Allahım şaşıyor, ah ediyorum, ciğerim yanıyor.
Rakıya vurup basıyorum küfrü,
“Izdırabını s.ktiğimin dünyası.”

Ali abine çok benziyorsun be aslanım.
Kara kaşın, gözün değil ha yalan yok.
Yüreğin, ciğerin benziyor.
Hasan Hüseyin mi dersin Ahmet abi mi ben anlamam.
Sana bakıyoruz ya Berkin,
Yaprak döküyor  bir yanımız, diğeri ise Allahlık,
Sen de bahar bahçe ben diyeyim ne karanfil ne kurbağa.
Sonra yine efkar çöküyor omuzlara,
Rakıya vurup basıyoruz küfrü,
“Izdırabını s.ktiğimin dünyası.”

Umudun rengi olur mu?
Olursa ondan işte. İsmini,cismini bilmem.
Fuşya bilirim, bordo, yeşil bilirim gelincik bilirim ben.
Alininkini de bilmem, Alinin rengi yok.
Sen Ali abin gibi yapma çocuk.
Yap da, yapma işte.
Uyan sen, benzeme ona.
Allahın adını verdim benzeme.
Rakıya vuralım, vuralım da,
Kaşlarının karasına içelim be aslanım.

Read more...

Remake: I wish this would be your colour!

24 Aralık 2013 Salı

Kırmızı bir rujla bir sustalı arasında hiç bir fark yoktur bazen. İkisi de deşer, parça parça eder er kişiyi.

Biri damarlarını kurutur, boşaltır tüm kanını, elin ayağın güçten kesilir, bayılırsın. Sonrası önemli değil zaten.

Diğeri ise daha insancıldır güya! Önce gözünü boyar, halbuki boyaması gereken yer dudaklarındır.                    
 -İroni Tanrısı kimdi? Pan'a yakın ama dramaya daha yatkın! Epic!-
Sonra kıp kırmızı bakarsın her şeye. Damarlarında kan değil tutku dolaşır. Kızıl nehirler dedikleri de aslında budur! Kim demiş insan vücudunun %60'ı sudur diye? Tutkudur aslında! Kıp kızıl tutku! İliğin kemiğin tüm organların aldığın nefes bile kızıldır artık! Ve sen hep içten içe kanarsın!


Ah be Ayşe! Keşke senin rengin olabilsem. Kızılım ben kaynıyor vücudum tutkuyla. Ama sen! Soğukkanlı kiralık katiller nasılsa öylesin! Çoğu ya Gri'dir ya da Siyah! Olmasan ya siyah! Olma siyah!

Read more...

Emekli Süperkahramanlar Lokali

23 Eylül 2013 Pazartesi


Olur ya üşenmezsem ,oturur yazarım bir ara. Şimdilik bu kadar.

Selametle,

Read more...

Ne karanfil ne kurbağa

25 Haziran 2013 Salı

Ayşe Hanım, bu ne çıldırtan dengedir be?Anamız ağlıyor bir aydır. Arafın Allah'ındayız-Tövbe estağfurullah çarpılacağız vallahi- Anlamadım Ali Bey. Araf? Ne için söylediniz ki bunu? Bilmezlikten gelmeyin allasen Ayşe. Bir aydır soruyoruz, sorguluyoruz, bağırıyoruz, haykırıyoruz "Dayak yiyoruz, öldürülüyoruz. Kırıyorlar bizi...İsa Musa Muhammed, yardım edin bize,düşüyoruz! " 
Ayşe Hanım küsüyoruz biz teker teker... Küsmeyelim n'olur!  


Read more...

Tam takır kuru bakır

27 Mayıs 2013 Pazartesi

2013'e dair kişisel olarak yazacak hiç bir şeyin olmaması güzel. Yanlış olmasın kıyas kabul etmez ama büyük adamlar yaratacakları zaman bi' musibet ararlarmış. Dostoyevski epilepsi nöbetlerine velinimetim dermiş misal, ağır geçen nöbetleri sonrası.

Demem o ki bir arızayla sabit durum söz konusu yazmak için.
Neyse ki bu aralar tam takır kuru bakır.


Selametle

Read more...

2012

15 Kasım 2012 Perşembe

N'olur bit artık! Ocağıma incir ağacı diktin, 30 yıllık hayatımın dersini verdin ama allasen artık bit. Boku çıktı, lütfen gayet ılımlı, ağır başlı, naif hisler besliyorum sana karşı ama bitmen lazım.

Hörmetler

Read more...

Ocakçı

7 Kasım 2012 Çarşamba

- Tamam yeter artık. Çok yoruldun, hırpalandın. Ben sana iyisi mi bi' çay koyayım. Alır kalbinin kirini pasını. İyi gelir, kendine gelirsin mis gibi!

- İşe yarar mı ki?

- Hem de nasıl?!!

-İyi madem içelim. Yalnız açık olsun, tek şeker...

Read more...

Mim

23 Ekim 2012 Salı

“Kimse dinlemiyorsa beni-ya da istediğim gibi dinlemiyorsa-yazmaktan başka çare kalmıyor. Canım insanlar! Sonunda, bana, bunu da yaptınız.”  Oğuz Atay

Read more...

Sintineyi boşalttım

22 Ekim 2012 Pazartesi

Son bir yılımın en akıllıca, en uygun ve makul hareketi ilacı bırakmak oldu. İki aydır ağzıma sürmüyorum şerefisizi.
Herhangi bir epilepsi hastası tanıdığınız varsa mutlaka karşıma çıkarın çünkü hayatını sikip atan ilaçların etkilerini o rutine girince anlayamıyor insan kolay kolay. Hele bir de yüksek dozda alıyorsa imkansız. En azından kendi deneyimlerimi paylaşırım ki 18 yaşından beri bu hastalıkla uğraştığımı düşünürsek epeyi bi' biriktirmişim ben içeride.
Ne fade out derinlere dalmalar  ne de anlık sinir patlamaları, hepsi hasır altı. Tamam birden pamuk olmuyorsun ama bariz bir ilerleme söz konusu.
Algılarınız bariz açık olduğu için muhakeme yeteneğiniz sanki 3-5 kat artıyor ve kesinlikle daha aktif yaşıyorsunuz. İlaç hayatla interaksiyonunuzu bariz sınırlandırıyor.
Kimsenin kanına girmek istemem sonuçta doktor değilim ama benim hayatıma bir daha Depakin chrononun gireceğini düşünmüyorum. Siz de hayatınızdaki kimyasalların size nelere mal olduğunu bi' düşünseniz iyi edersiniz.


Selametle

Read more...

Gündüz ile Gece arasındaki 7 farkı bulunuz

18 Ekim 2012 Perşembe

Gece Orhan Gencebay-Beni Biraz Anlasaydın dinleyerek uyuyorum ki son 1 yılımın sıkıştırılmış özetine tekabül ediyor.




Aynı gecenin sabahı ise Cirque du Soleil-Alegria mırıldanarak uyanıyorum. 




"Alegría! Alegría! Alegría!' It's Spanish for 'Joy! Joy! Joy!' Where I come from, it's what you say when you're in pain. It means life goes on" F.Dragone-Director of Alegría




Read more...

Oblomov'un Laneti

11 Eylül 2012 Salı

 

                             Alıntı: http://www.cafrande.org / Tuğba Bolat


Yakın geçmişim Oblomov'un Laneti ile interaksiyonun dibine vurmuş.
Foto kalitesi için özürler şelale.

Selametle

Read more...

I. Mektup

2 Eylül 2012 Pazar

Söylenmemiş söz yoktur derler büyük büyük adamlar veya yaşanmamış hayatlar. Hepsi birbirinin aynısı hepsi aynı bokun püsküllüsü. İşte buna takılmayan insan mutludur. Çok fazla sorgulamadan yaşar hayatını.Etliye sütlüye karışmadan, mutlu muyum sorusunu bile sormadan yaşar hayatını ki bu noktada o insan olmuştur. Var olan tekdüze rutin hayatımı bu sorgusuz hayat ile değiştirmek için neler verirdim. Neler verirdim? Aslına bakarsanız pek bir şey yok bana ait bu hayatta. Tek gözünü kaybetmiş dünyanın en yaşlı kedisi, çok da iç açıcı durumda olmayan tek odalı bir ev ve babamdan bana kalan kitaplar. Başıma ne geliyorsa onlar yüzünden zaten. Her bir kitabı defalarca okudum. Kitaptan ziyade defter gibiler zaten. Tüm o karalamalar, alınan notlar, notların üstündeki limon kolonyasına ait damlalar. Babamın kitapları haricinde kitap okumadım. Babam? Kaç yıl oldu baba bizi terkedeli? Hep Selim-Turgut ikilisi yüzünden. Yoksa annemi ve beni terketmesi için bir sebep yoktu. Öyle ya bi' insan 6 yaşında oğlundan neden kaçar ki? Sesini bile unuttum. İnsanın sevdiklerinin sesini hatırlamaması kadar korkunç ne olabilir ki şu hayatta? Sen gittikten sonra annem kepenkleri indirmese de her terk edilen kadın gibi üşümeye başladı. Nerede yaşadığınızın önemi yok. Annem adını bilmediğim sıcaklığın -40C dereceye kadar düştüğü buzulların ortasında uyumayı bekliyordu artık. Ben uyuma dedikçe gülümsüyordu ama biliyordum aslında uyumaktan nefret etse de kaçınılmaz sonun o olduğunun. Sen uyuduğun da gülümseme yoktu suratında. Acı, öfke, nefret, hiç biri yoktu.Sadece uyudu. Tepki vermeden, çok da sorgulamadan, nötr, ifadesiz bir şekilde kapadı gözlerini uykuya. Keşke kaşlarını çatsaydı biraz. Kaşlarını çatınca çok güzel olurdu annem, kadın olurdu, herkesin hayran olacağı, korkulacak bir kadın. Ben korkmazdım ama. Bana kıyamazdı. Keşke bana da çatabilseydin kaşlarını, öyle uyusaydı bile kabulümdü. Öylece uyudu. Dümdüz. Ve ben yaşım olmuş otuzbilmemkaç, ben annemin sesini hatırlayamıyorum. Hep babamın kitapları yüzünden. Selim ve Turgut sağ olsun kalbim nasır kaplı. Tüm suçu tabi onlara yüklemiyorum. Ben de onlar kadar suçluyum. Sesinizi unuttum ama bilerek olmadı. Üzgünüm. Affedersiniz umarım beni. N'olur affedin. Sanmayın ki hatırlamak için çaba göstermiyorum. Zaman zaman-çok sık değil kabul ediyorum- çalışıyorum. Nasıldı acaba diye soruyorum. Tamam belki çok çaba göstermiyorum ama tamamen unutmuş değilim sizi. Özür dilerim. N'olur affedin! İşe gitmem lazım. Daha traş olucam.  Hoşçakalın.




Sizi seven oğlunuz





Read more...

Kabulleniş I

1 Eylül 2012 Cumartesi

Evet zor oluyor ama kabullenmek zorundasınız. Kabul edip ileriye bakmalısın. Gölgeleri eşelersen acı ve öfkeden başka hiç bir şey hoş geldin demeyecektir sana. Hatalarını süzüp,geleceği öyle planlamalısın. Tipik bir mühendis refleksi. Olay nedir? Tanımla. Artıları ve eksileri nedir? Belirle. Düzeltici ve Önleyici Faaliyetin ne olacak? Çözüm üret ve uygula.


Geçmiş ilişkilerinizde yaşadığınız çok aşırı ve sizin iyi bir insan olmak için yaptığınız, yapmak zorunda hissettiğiniz olay ve durumları anlattığınız sevgiliniz size ben olsam senin yaptıklarını yapamazdım diyorsa eğer orada es vermeniz, garipliği farketmeniz, sindirmemeniz gerekir. Eğer bunu yapmazsanız gelecekte ameliyathane köşelerinde yaptığınız fedakarlıkların herhangi bir karşılığının olmasını bekleyemezsiniz. Belki beklemediniz de? Ama bunun size sorun açacağının farkındalığı önemli. Elinizde mendillerle kanlı kuru ağızlara damlattığınız su damlacıklarının kendi kişiliğinize kattıkları hariç çırılçıplak kalırsınız. Şikayet etme lüksünüz de yok. Siz yarattınız bu ortamı ve katlanmak zorunda olan da sizsiniz.Ne ekerseniz onu biçeceksiniz! Kesin ve kati kurallar maalesef hayatınızı yönlendirecek. Böyleydi bundan sonra da böyle olacak. Hayat siyah ve beyaz. Gri değil. Grinin hiç bir tonu değil. Sadece siyah ve beyaz...

Kadın veya erkek, ya siyah ya beyaz, ya iyi ya kötü, bunların arası yok. Seçmek istediğiniz yolu belirlemeniz gerek. Her ikisine de ait olamazsınız, zaman zaman sınırları geçersiniz ama bilirsiniz ki meylettiniz kovuk sizi diğer albenisi olan dünyadan uzak tutacaktır. Tamamen izole olacaksınız. Bunun arası yok. Ya kötü bir insansınız ya da iyi, seçip standart sapmanızı belirleyecek olan da sizsiniz. Verilen ödünlerin,susmaların, içe atmaların hiç bir önemi yok. Sadece yolunuzu belirlemeniz gerek. Eğer arafta kalırsanız göte geldiniz demektir. Tüm boşluklar sizi içine dahil etmek için hazır kıta beklemekte. Ve etrafınızdaki en yakın insanlar bile size tamamen yardım edemez. Belki kendiniz bile. Ne kadar zeki olursanız olun bu zekayla alakalı değil. Kalbiniz ne diyorsa onun peşinden sike sike sürükleneceksiniz.

Dün bilgisayarımı karıştırken geçen yıl sonu Rizeye yaptığımız yolculuk fotoğraflarına baktım. Bir sürü fotoğraf ve video, aklınızı çelmeye bire bir.O kadar yakınsınız ki sanki karşılıklı sohbet ediyorsunuz. Bir videoda Mayk diye bir ses duyuyorsunuz sanki yüzyıllardır söylenmemiş gibi. Bir minibüs yolculuğunda gizlice çalışan videoda kadrajda bir el gözüküyor.Radyoda çalan Lazca Türküye ritm tutuyor.Gayet tanıdık melodiler, içinizi ısıtıyor. Sonra başka bir el giriyor kadraja, diğerini tutuyor. İçiniz daha da ısınıyor. Ağzınız kulaklarına varıyor. Sonra bir ayrıntı gözünüze çarpıyor. Eller birbirinden o kadar farklı ki; biri bembeyaz, ölüyor adeta, hasta bir adamın ömrünün son zamanlarını yaşaması gibi, bıkkın, nefesi ölü. kendi ölü, beyaz, bembeyaz. Diğeri koyu bakır - tam betimleyemeyeceğim keza edebi yeteneğim çok fazla değil belki de yok. Neyse konu bu değil. Koyu bakır, hayat dolu, canlıyım diyor adeta, ben burdayım, burda olmam gerekiyor, canlı olmam, insanların beni görmesi, nefes aldığımı hissetmesi gerekiyor. İşte o zaman anlıyorsunuz, gülümsemeniz yerini hüzne bırakıyor...

Bugün rutin web gezintimi yaparken Samsung'un 2012 Londra Paralimpik Olimpiyatları için hazırladığı reklamı izledim. Videonun altındaki metinde şunlar yazıyordu;

"Sport doesn't care where you're from, if you're a man or a woman, tall, thin, big or short. Sport doesn't care how you got here, how much money you make, what you believe in or not. It doesn't care if you have two legs, one leg or wheels. Sport only cares that you're here to take part and give your all to win."


Hayat da öyle. Kim olduğunuz, nereden geldiniz? Kadın veya erkek, uzun,kısa, neye inandığınız, ne yaşadığınız, bahanelerinizin hiç ama hiç bir önemi yok. Devam etmek zorundasınız. Çünkü hayat sizi ve bahanelerinizi hiç ama hiç siklemiyor. 


Selametle

Read more...

Üzücü III

30 Ağustos 2012 Perşembe



Üzgünüm ama bazılarınızın fazlasıyla hak ediyor. Ahsız, bedduasız, soft versiyonu diye düşünün. Daha yoğun hissedebilseydim İbrahim Tatlıses'in okuduğunu açardım ama Allahtan yufka yürekli bir adamım.

Read more...

Üzücü II

27 Ağustos 2012 Pazartesi

Akşam akşam yeryüzünden silindiğimi öğrendim. Çok şaşırdığımı söyleyemem. Züğürt tesellilerine sığınmış geçmişin bir kaç güzel nefesi kalmıştı. O da uçup gitti. 

Yaptığınız onca şey karşısında aportta bekleyip,kaos çıkması için Tanrıya dua eden,ettikleri duanın kötülüğü ile beraber geleceklerinden hiç korkmayan insanların arasına sıkışıp kaldığı zaman insan sormalı kendine. Hata neydi? veya hatanın kişinin kendi tarafından yapılan unsuru neydi? 
Burnu kalkık bir adam değilim ama çevremdekiler bilir biraz huysuzumdur ama iyi adamımdır. Anam küçükken "ne yaparsan yap, ne bok yersen ye iyi ve dürüst bir adam ol" dedi. Ben de hasbelkader elimden geleni yapmaya çalıştım şimdiye kadar. Bazen başarısız oldum. Sonsuz pişmanlık duydum ve kendimi affettirmeye çalıştım da. Umarım başarmışımdır. Beni affetmeseler de en azından sebep olduğum kötülükleri bertaraf etmişlerdir.Umuyorum ve dua ediyorum Tanrıya bunun için.
Ya hiç bir zaman bu algıya sahip olamamış ve olamayacak,eleştirinin e'sine katlanamayan,inadım inat götüm iki kanatçılar. Size yapılanlar onca iyi şeye rağmen hayatınızın tüm odak noktalarına bu kadar bencilce reaksiyon vermek için nefes almanız, insanların hayatını mahvetmeniz haksızlık değil mi? 
Geçmişte önüme benim bok yemem olarak sunduğunuz her şeyi teker teker sindirerek gerçekleştirmeniz çok acı. Egolarınız tarafından o kadar dayak yiyorsunuz ki hayatınızın ne kadar boşluğa sürüklendiğini bile fark edemiyorsunuz. ve ne yazık ki bunu gerçekten üzülerek söylüyorum  ne benim edindiğim ön yargılar ne de sizin kendi histerik teşhirci hayatınızın albenisi hayatınızın hiç bir evresinde mutlu olamayacağınız gerçeğini değiştirmeyecek.
Unutmamak lazım hiç birimiz melek değiliz ne de şeytan ama sizin kalbiniz biraz daha şeytana meylediyor. Her ne kadar kendinizi kandırsanız da bencillik ile kötülük arasındaki o ince çizgiyi gör(e)meden yaşıyorsunuz.
Üzücü...

Read more...

  © Blogger template Brownium by Ourblogtemplates.com 2009

Back to TOP