Fil Yorgunluğu

iş bu sözleşme ile potansiyelinizin kısıtlı olmasına bakmaksızın yazma,çizme hususundaki ısrarlarınızı görüp, bunu nüktedanlığın sınırlarına vurarak hem acıma hem saygıyla karşılayıp-yedim ama beğenmedim- akabinde gösterrmiş olduğunuz çabalardan ötürü ve/veya ornitorenklerin evcilleştirilmesi hususundaki çabalarınıza istinaden, yetkin bir mühendis olma yolundaki çablarınızı hoşgörüyor ama yazmanın çizmenin size bir arpa boyu kadar yarar sağlamayacağı TC 1545 sayılı kanun hükmünde kararnamesiyle belirlenmiş olup, gereğinin yine şahsın kendi tarafından yapılması uygun görülmüştür.

İmza
Devletlü Padişahım Çok Yaşa Kayı Boyu

Paraf
Bat dünya bat. Şarkısı kaldı yarıda, aklı kaldı karıda. Sebep olanın ocağı batsın.

Oblomov'un Laneti

11 Eylül 2012 Salı

 

                             Alıntı: http://www.cafrande.org / Tuğba Bolat


Yakın geçmişim Oblomov'un Laneti ile interaksiyonun dibine vurmuş.
Foto kalitesi için özürler şelale.

Selametle

Read more...

I. Mektup

2 Eylül 2012 Pazar

Söylenmemiş söz yoktur derler büyük büyük adamlar veya yaşanmamış hayatlar. Hepsi birbirinin aynısı hepsi aynı bokun püsküllüsü. İşte buna takılmayan insan mutludur. Çok fazla sorgulamadan yaşar hayatını.Etliye sütlüye karışmadan, mutlu muyum sorusunu bile sormadan yaşar hayatını ki bu noktada o insan olmuştur. Var olan tekdüze rutin hayatımı bu sorgusuz hayat ile değiştirmek için neler verirdim. Neler verirdim? Aslına bakarsanız pek bir şey yok bana ait bu hayatta. Tek gözünü kaybetmiş dünyanın en yaşlı kedisi, çok da iç açıcı durumda olmayan tek odalı bir ev ve babamdan bana kalan kitaplar. Başıma ne geliyorsa onlar yüzünden zaten. Her bir kitabı defalarca okudum. Kitaptan ziyade defter gibiler zaten. Tüm o karalamalar, alınan notlar, notların üstündeki limon kolonyasına ait damlalar. Babamın kitapları haricinde kitap okumadım. Babam? Kaç yıl oldu baba bizi terkedeli? Hep Selim-Turgut ikilisi yüzünden. Yoksa annemi ve beni terketmesi için bir sebep yoktu. Öyle ya bi' insan 6 yaşında oğlundan neden kaçar ki? Sesini bile unuttum. İnsanın sevdiklerinin sesini hatırlamaması kadar korkunç ne olabilir ki şu hayatta? Sen gittikten sonra annem kepenkleri indirmese de her terk edilen kadın gibi üşümeye başladı. Nerede yaşadığınızın önemi yok. Annem adını bilmediğim sıcaklığın -40C dereceye kadar düştüğü buzulların ortasında uyumayı bekliyordu artık. Ben uyuma dedikçe gülümsüyordu ama biliyordum aslında uyumaktan nefret etse de kaçınılmaz sonun o olduğunun. Sen uyuduğun da gülümseme yoktu suratında. Acı, öfke, nefret, hiç biri yoktu.Sadece uyudu. Tepki vermeden, çok da sorgulamadan, nötr, ifadesiz bir şekilde kapadı gözlerini uykuya. Keşke kaşlarını çatsaydı biraz. Kaşlarını çatınca çok güzel olurdu annem, kadın olurdu, herkesin hayran olacağı, korkulacak bir kadın. Ben korkmazdım ama. Bana kıyamazdı. Keşke bana da çatabilseydin kaşlarını, öyle uyusaydı bile kabulümdü. Öylece uyudu. Dümdüz. Ve ben yaşım olmuş otuzbilmemkaç, ben annemin sesini hatırlayamıyorum. Hep babamın kitapları yüzünden. Selim ve Turgut sağ olsun kalbim nasır kaplı. Tüm suçu tabi onlara yüklemiyorum. Ben de onlar kadar suçluyum. Sesinizi unuttum ama bilerek olmadı. Üzgünüm. Affedersiniz umarım beni. N'olur affedin. Sanmayın ki hatırlamak için çaba göstermiyorum. Zaman zaman-çok sık değil kabul ediyorum- çalışıyorum. Nasıldı acaba diye soruyorum. Tamam belki çok çaba göstermiyorum ama tamamen unutmuş değilim sizi. Özür dilerim. N'olur affedin! İşe gitmem lazım. Daha traş olucam.  Hoşçakalın.




Sizi seven oğlunuz





Read more...

Kabulleniş I

1 Eylül 2012 Cumartesi

Evet zor oluyor ama kabullenmek zorundasınız. Kabul edip ileriye bakmalısın. Gölgeleri eşelersen acı ve öfkeden başka hiç bir şey hoş geldin demeyecektir sana. Hatalarını süzüp,geleceği öyle planlamalısın. Tipik bir mühendis refleksi. Olay nedir? Tanımla. Artıları ve eksileri nedir? Belirle. Düzeltici ve Önleyici Faaliyetin ne olacak? Çözüm üret ve uygula.


Geçmiş ilişkilerinizde yaşadığınız çok aşırı ve sizin iyi bir insan olmak için yaptığınız, yapmak zorunda hissettiğiniz olay ve durumları anlattığınız sevgiliniz size ben olsam senin yaptıklarını yapamazdım diyorsa eğer orada es vermeniz, garipliği farketmeniz, sindirmemeniz gerekir. Eğer bunu yapmazsanız gelecekte ameliyathane köşelerinde yaptığınız fedakarlıkların herhangi bir karşılığının olmasını bekleyemezsiniz. Belki beklemediniz de? Ama bunun size sorun açacağının farkındalığı önemli. Elinizde mendillerle kanlı kuru ağızlara damlattığınız su damlacıklarının kendi kişiliğinize kattıkları hariç çırılçıplak kalırsınız. Şikayet etme lüksünüz de yok. Siz yarattınız bu ortamı ve katlanmak zorunda olan da sizsiniz.Ne ekerseniz onu biçeceksiniz! Kesin ve kati kurallar maalesef hayatınızı yönlendirecek. Böyleydi bundan sonra da böyle olacak. Hayat siyah ve beyaz. Gri değil. Grinin hiç bir tonu değil. Sadece siyah ve beyaz...

Kadın veya erkek, ya siyah ya beyaz, ya iyi ya kötü, bunların arası yok. Seçmek istediğiniz yolu belirlemeniz gerek. Her ikisine de ait olamazsınız, zaman zaman sınırları geçersiniz ama bilirsiniz ki meylettiniz kovuk sizi diğer albenisi olan dünyadan uzak tutacaktır. Tamamen izole olacaksınız. Bunun arası yok. Ya kötü bir insansınız ya da iyi, seçip standart sapmanızı belirleyecek olan da sizsiniz. Verilen ödünlerin,susmaların, içe atmaların hiç bir önemi yok. Sadece yolunuzu belirlemeniz gerek. Eğer arafta kalırsanız göte geldiniz demektir. Tüm boşluklar sizi içine dahil etmek için hazır kıta beklemekte. Ve etrafınızdaki en yakın insanlar bile size tamamen yardım edemez. Belki kendiniz bile. Ne kadar zeki olursanız olun bu zekayla alakalı değil. Kalbiniz ne diyorsa onun peşinden sike sike sürükleneceksiniz.

Dün bilgisayarımı karıştırken geçen yıl sonu Rizeye yaptığımız yolculuk fotoğraflarına baktım. Bir sürü fotoğraf ve video, aklınızı çelmeye bire bir.O kadar yakınsınız ki sanki karşılıklı sohbet ediyorsunuz. Bir videoda Mayk diye bir ses duyuyorsunuz sanki yüzyıllardır söylenmemiş gibi. Bir minibüs yolculuğunda gizlice çalışan videoda kadrajda bir el gözüküyor.Radyoda çalan Lazca Türküye ritm tutuyor.Gayet tanıdık melodiler, içinizi ısıtıyor. Sonra başka bir el giriyor kadraja, diğerini tutuyor. İçiniz daha da ısınıyor. Ağzınız kulaklarına varıyor. Sonra bir ayrıntı gözünüze çarpıyor. Eller birbirinden o kadar farklı ki; biri bembeyaz, ölüyor adeta, hasta bir adamın ömrünün son zamanlarını yaşaması gibi, bıkkın, nefesi ölü. kendi ölü, beyaz, bembeyaz. Diğeri koyu bakır - tam betimleyemeyeceğim keza edebi yeteneğim çok fazla değil belki de yok. Neyse konu bu değil. Koyu bakır, hayat dolu, canlıyım diyor adeta, ben burdayım, burda olmam gerekiyor, canlı olmam, insanların beni görmesi, nefes aldığımı hissetmesi gerekiyor. İşte o zaman anlıyorsunuz, gülümsemeniz yerini hüzne bırakıyor...

Bugün rutin web gezintimi yaparken Samsung'un 2012 Londra Paralimpik Olimpiyatları için hazırladığı reklamı izledim. Videonun altındaki metinde şunlar yazıyordu;

"Sport doesn't care where you're from, if you're a man or a woman, tall, thin, big or short. Sport doesn't care how you got here, how much money you make, what you believe in or not. It doesn't care if you have two legs, one leg or wheels. Sport only cares that you're here to take part and give your all to win."


Hayat da öyle. Kim olduğunuz, nereden geldiniz? Kadın veya erkek, uzun,kısa, neye inandığınız, ne yaşadığınız, bahanelerinizin hiç ama hiç bir önemi yok. Devam etmek zorundasınız. Çünkü hayat sizi ve bahanelerinizi hiç ama hiç siklemiyor. 


Selametle

Read more...

  © Blogger template Brownium by Ourblogtemplates.com 2009

Back to TOP